Konuşmak için değil, gerçekten dinlemek için orda olmak. 

Söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki, ancak unuttuğumuz en önemli detay sözün bittiği yerde iletişimin hası başlar. Sözlerimizin hükümsüz kaldığı yerde gerçekten duymaya başlarız birbirimizi.

Her şey önce doyasıya anlatmak için yarış halindedir iletişimde, fırsatı ya da sırayı her ele geçiren bir sonrakine devir etmeden “aman bir tane daha fazla söyleyeyim” duygusunu alt yapısında taşır.  Bu el, birkaç tur iletişim sahasında kıyasıya bu şekilde devam eder. O kadar çok sözcük savrulur ki atmosfere, ne söylediğimizi, bize ne söylendiğini bilmeden, anlamadan,  farkında olmadan harfleri hunharca harcar ve katlederiz belki yer yer.

Bir sonraki aşamada yavaşlamaya başlarız; siz diyin yorgunluktan, öteki desin artık sıkıldığından, biz diyelim iletişimde yeni tur için hazır olmaktan. Her ne sebeple olursa olsun gelinen yeni turda el değişmiş, harf kartları oyuncuların elinde olmasına rağmen savurma eylemi sonlanmış ve yeni elde herkes profesyonel bir poker oyuncusu gibi diğer oyuncuları fark etmeye  başlamıştır.

Bu durumda İnsan kiminle ne konuştuğunu ve ne dinlediğini idrak etmeye başlamıştır. Bu noktadan sonra harflerini, kelimelerini dahası öncesinde hiç düşünmediği pek çok ilginç detayı yorumlar ve düşünür halde bulur insan kendini. Bilinç ve farkındalık seviyesinin yükseldiği bu evrede kişi iyi bir dinleyici olmaya artık adım atmıştır.

Ancak henüz sezgisel dinlemek ya da kelimelerin altında saklanmış olan detayları okuyabilmek için bir hayli yolumuz olduğu da bilinmelidir.

Hadi konuyu değişik bir açıdan ele alalım..

Okumak ne kadar zengin bir kavram, harflerin bir kalemden kağıda dökülmüş halini okumak diye öğretirler bize oysa okumak zengin olduğu kadar zenginleştirirci bir deneyimdir.

Harfleri yazmayı öğrenme egzersizleri gibidir iletişimde bir fazla daha söyleyebilme yarışı, savurganlığı..Harflerin bir araya gelişi ile ilk hecelerini ve ilk satırlarını heyecanla okuyan bir çocuk gibidir iletişimdeki bu aşama.. Aman Tanrım kağıttakileri görüyor ve okuyorum der ve daha hızlı okumak için elimize ne geçerse okumaya başlarız. Ne olduğuna ne anlattığına hiç bakmadan derdimiz yalnızca okumaktır. İşte bazen birkaç arkadaş bir araya geliriz bir şeyler iletişiriz sonra kalktığımızda sorsalar bize nasıldı diye “ güzeldi, ımmm iyiydi” gibi kelimelerle geçiştiririz. Çünkü aslında ne yaptığımızın bile farkında değilizdir o sıra, başka ne tür bir cevap verebiliriz ki böylesi bir soruya.

Sonra bir gün bir şey olur okumak şekil değiştirir. İçeriden bir ses yükselir “ şişşşt duyuyor musun kağıttakileri okuyorsun ama Küçük Prens kuzusu için bir kutu çizmiş onu ne kadar çok seviyor” diye düşünürken buluruz kendimizi. İlginç olan şudur ki, hızlıca okurken yeni bir şey olmuştur o an. İlk defa okuduğumuzu anlayarak duymuşuzdur hem de aklımızda değil tam da kalbimizde .. İşte bu aşama iletişimdeki bir sonraki aşamaya benzer, sezgisel dinleme öncesi duymaya başladığımız o yeni elin dağıtıldığı aşamadır burası…

Ancak henüz sihir yeni başlamıştır. Bundan sonrası en eğlenceli kısmı… devamı yarın….