Gökten, yağmurun şıpır şıpır toprağa düştüğü o gün seni gördüm, hızla inerken binlercesi ile birlikte, sen birden yolunu değiştirip bir yaprağa tutundun,  seni takip etmek muhteşem bir duyguydu, yalnızca izledim, yaprağın üzerinden ucuna doğru yavaşça ilerledin, toprağa sevgilisine bakan bir aşık gibi bakarak sallanıyordun yaprağın ucunda, hafif bir rüzgar esti sonra,  toprağa kavuşabilmek için rüzgarla olan dansını izledim.  

Denizin yanındaki bir ağacın yaprağına düşmüş bir damlaydın sen.  Toprakta uzanmış, senin yapraktaki ışığını izliyordum. Sonra birden ayrıldın ağacın yaprağından ve yavaşça alnıma düşüp, yüzümde yürümeye başladın, düşüşünün sesini ve serinliğini kalbimde duydum, kaşlarımın arasından geçtin sonra, göz pınarıma minicik dokunup yanağıma doğru ilerledin ve sonra boynumdan enseme, artık ısınmıştın, her geçtiğin yerde benden almış kendinden koymuştun. Duygularım gözlerim oldu o an ve senin toprağa inişini içimde gördüm, çünkü artık bu gözlerim tamamen kapalıydı. 

Buluşmuştunuz….

Gözlerimi tekrardan açtığımda esen rüzgar geçtiğin yerleri üşütüyordu, bir süre daha orada kalıp, bulutlardan diğer damlaların düşüşünü izlemeye devam ettim, hepsi birbirinden kıymetli ve güzeldi.

Dünya üzerindeki büyük su birikintilerinden toplanmış, güneşle buharlaştırılmış, yükseltilmiştin. Bir yerde onlar seni üşüterek bulutlarda misafir etmişlerdi, rüzgârlarla tüm dünyayı dolaşmış, acı tatlı her şeyi izlemiş ve tam da az önceki bulut topluluğunda esip gürlerken şimşekler, sende diğerleri ile birlikte düşüvermiştin.

Milyonlarca deneyimi bir damlaya sığdırmış olan yapraktaki seni seyretmeme izin vermiştin. 

Sen ve diğer damlaların düştüğü topraktaki tohumları düşledim şimdi, toprağın koynunda onlara nasılda güç ve kudret taşıdığınızı gördüm.

Bir tomurcuk yükselmeye başlıyordu işte, güneşi görmek için can atan bir tomurcuk.. 

Her şey nasılda birbirinde vuslat ediyordu.

Tomurcuğun kokusunu nasıl yazabilirim ki, ancak nefes almalısınız O’nu duymak için…