hadi eve dönelim artık

Hikayelerimiz öyle veya böyle bir sebeple, bir anne ve bir babanın birbirine tutunup, bir hücre olan bizlerin annemizin rahim duvarlarına tutunması ile başlamamış mıydı? Ne çabuk unuttuk.

Uzunca bir süre annemizin rahminde tutunduktan sonra, dünyaya gelmemize vesile olan doktor ya da hemşirelere tutunarak oradan ayrıldık, sonra anne ve babamızın kollarında tutunduk, büyük bir amacımız vardır ayakta tek başımıza Dünya’yı keşfedecektik.  Meraklı, heyecanlı, muhteşem doğaldık ve her şeyle bir uyum içindeydik.

Başlangıçtaki bu tutunma süreci tam yerinde ve kararında bir eylemdi ve bizi bir başka dönemece kadar güvenle ulaştırmıştı.

İleriki yıllarda da keşfetme yolculuğumuz devam etti, her defasında biraz daha ilerledik. Tutunmaya olan ihtiyacımızı yine dış kaynaklarla besledik ve hala uyum içindeydik.

Fakat bir yerde daha önce pek çok kez sözünü ettiğimiz gibi frekansımız bozuldu. Öyle ki tutunduğumuz her şeyi yerleştirdik içimize ve kendimize yabancılaştık. Uyumdan uzaklaştıkça, müdahaleci, ısrarcı, şikayetçi olmaya başladık.  Ve işte o gün büyük amacımızı unuttuk, hani dünyayı keşfedecektik ya,  hah işte O.. Unuttuk!!

Uyum halindeyken, her şey ile bir bütündük, her duyduğumuz ses ve her gördüğümüz şey bize unuttuklarımızı hatırlatıyordu yalnızca, biz yeni bir şey öğrenmiyorduk ya da bize bir şey öğretilmiyordu aslında, biz yalnızca hatırlıyorduk.  Çünkü bütün modelin bir parçasıydık.

Gün geçtikçe ulaştığımız her bilgi ve deneyim keskin hatlarla bizi birbirimizden ayırıyor, bir ben kalmaya doğruca ilerliyorduk.

İşte frekansımızın bozulduğu o yer tamda burasıydı.

Tutunduğumuz sebepler o kadar dışa bağımlı bir hal almıştı ki, onlar, diğerleri ve sen, ben, hepimiz paramparça oluyorduk. Oysa resim TEKTİ!

Efsane olmuş müzisyenlerin tüm sanat eserleri bir bütünlük içinde dinlendiği zaman anlamlıdır, oysa içlerinden tek bir notayı örneğin DO sesini çeksek ne kadar anlamlı gelebilirdi kulaklarımıza..

Tutunduğumuz sebeplerin tamamımın kendimiz olduğuna iyiden iyiye inanmaya hatta bunu yaşamımızın ta kendisi haline getirmeye başladık. Oysa biz onlar değildik! Onların hepsi ile birlikte bir BÜTÜNDÜK!

Her sabah uyandığımızda çocuklarımızın kahvaltısına tutunduk, işe gidip kazanacağımız maaşlarımıza, bir an evvel işe yetişme düşüncesi ile işlerimize, hayır diyebileceğimiz pek çok şeye sadece tutunduklarımız için evet demeye başladık, hayatı paylaştığımız hayat arkadaşlarımıza, içtiğimiz sigaraya, aldığımız ilaçlara, sermayeden yiyorduk, haberimiz yoktu.

Acaba her şey sokakta top oynarken birbirimize attığımız topları yanlış kodlamamızdan kaynaklanmış olabilir mi? ( mizahsız bir hayat düşünemiyorum… )  Üzerine düşünürsek mizahtan öteye gidebilir belki bu cümle.

  • Hadi top oynayalım,
  • Tamam, topu at!,
  • Top dışarı kaçtı sen git al, yoksa oynamam..

Acaba birilerinin topu gidip getirmesini çok mu bekledik.  Şimdi  kaçan topa gidip, onu alıp, oyuna devam etmenin tam zamanı mıydı?

Bizce ayrılmadan ve ayırmadan tamdık, tutmak ve tutunmak böylesi olmalıydı.

Hadi eve dönelim artık!