Emel Keskinkılıç Tanrı İnsanda Uyur, İnsanda Uyanır adlı kitabında kozmos için “Kozmos, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm mevcudatıyla birlikte bütün bir modeldir.” şeklinde bir tanımlama yapar.

Bununla birlikte kuantum fiziğinde ve holografik evren üzerine yapılan araştırmalarda gelinen nokta, en küçük parçanın bütünün bilgisini taşıdığını göstermektedir.

O zaman bütünlük içinde işleyen yaşam alanı içerisinde varlığımızın yalnızca BENCE’lerimizden oluştuğunu düşünmek, büyük bir rüyada BENCE nefes aldığımızı zannetmeye benzetilebilir.

Werner Heisenberg “gözlemcinin gözlenenden ayrı kabul edilemeyeceğini” söyler. Bu söz yukarıda sözünü ettiğimiz “bütün bir model” şeklinde belirtilmiş olan tanımlama ile de tam olarak örtüşmektedir.

Bu durumda ilişkide bulunduğumuz kişiler, evlerimiz, eşyalarımız tamamı acaba bizler için birer ayna olabilirler mi?

Ne olmuştu bize adlı yazımızda sözünü ettiğimiz gibi işaret parmaklarımız ile başkalarını suçlayan bizler,  acaba onlarda neyi izliyor olabilirdik? Şahit olduğumuz onca şey, bütün bir modeldeki yalnızca bir ya da bin kaç melodi, frekans notası olabilir mi?

Hepimiz öyle veya böyle pek çok defa talihsiz olarak sıfatlandırılmış olaylarda baş rol almışızdır, hatta daha ileri giderek, içsel oscarlar ile  kendimizi taçlandırdığımız dahi olmuştur. Ancak büyük zıtlıklar tezi yani her şeyin zıttı ile varlık bulması, yani gizzıt!

Ortada gerçekleşen bir iyilik varsa hatırı sayılır bir kötülükte elbise giymiş olmalıdır bu açıdan bakınca, o zaman ortada talihsiz bir durum var ise hatırı sayılır bir talih kuşu da vardır diyebilir miyiz?

Bu durumda aslında olan nasıl baktığımızla ilgili olabilir mi?