Aklın ermediği yerdeki mesajı okuyabilmek…

Zaman dizgininde dört nala koşan bizler, hızlı hızlı yaşayıp, geçip gidiyoruz pek çok güzel yaşantının içinden. Oysa her saniyesi her karesi o kadar değerli detaylarla bezenmiş ki, hızımızdan yakalayamıyoruz.  Dakikalardan başlayarak, saatlere ve oradan yıllara varana kadar idrak edemiyor, acı olanı ise üstüne üstlük yaşadığımızı iddia ediyoruz. Kullandığımız pahalı eşyalar, garajdaki muhteşem araba, her ay yatan yüklü maaş ve fiyakalı yüzlerimizle dünyanın kabuğuna bile dokunamadan ayrılıp gidiyoruz buralardan.

Peki ne kalıyor geriye bizden ya da en önemlisi ayrılırken ne götürüyoruz buralardan, yüreğimizde neler var biliyor muyuz?

Hadi canım sen biliyor musun diyenleriniz olabilir bu durumda. “Kısmen biliyorum ve ekseriyetle arıyorum” diyelim..  Bulduklarım, kaybettiklerim, parçaladıklarım, biriktirdiklerim ve aradıklarımın toplamı ile yalnızca yazıyorum. Evet bu cevap yeterliyse devam ediyorum.

Hayatın kendisinin bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgiyle bizleri her sabah nasıl karşıladığını, yanımıza kimleri ve neleri gönderdiğini şöyle bir düşünüyorum da hayran olmamak mümkün değil, sanki şu iktisattaki “görünmez el prensibi” denen şey, hepimizin hayatlarının tam içinde, bazen omzumuzda, bazen kalbimizde, bazen kırıklarımızda gezinip, onarıp, sarıp sarmalıyor.

Oysa biz görünmezliğe dönüp, o el için hiç teşekkür etmiyoruz.  İzniniz olursa biz şimdi hepiniz huzurunda o görünmezliğe teşekkür ediyoruz.  Ama şimdi ne oluyor biliyor musunuz, o görünmezlik sizinle birlikte görünür oluyor, şu an daha da hayran oluyorum. Düzeltiyor ve hepinize çok teşekkür ediyorum.

İyi de başlık aklın ermediği mesajı okumaktan bahsediyor, sen neden bahsediyorsun dediğinizi duyar gibiyim, geliyorum, tam da şimdi!

Vücutlarımızın, algılarımızın, dahası her uzvumuzun bizimle birlikte bir yaşı ve duruşu olduğunu düşünüyorum, hani doğum günü gibi pastadaki mumları üfler ve bir yaş daha alırız hayattan..

Oysa yaşı olmayan bir şey taşıdığımıza daha inanıyorum. Duygularımızı, derinliklerimizi ifade eden sonsuz yaşta bir şey..

İşte yaşadıklarımızı kaçıran aklımız, kendisinin eremediği mesajı okumaya çalıştığında, susuyor, bu sırada mesajı sonsuz yaştaki taşıdığımız okuyor. Sanıyorum bunu sol ve sağ beyin olarak güncel lisana uydurabiliriz.

Belli bir duygusal, sezgisel farkındalığa ulaştığımızda, kaçırdığımız tüm detayları okumaya başlıyoruz ve o zaman gerçekten hiç yalnız olmadığımızı, çok güçlü olduğumuzu, sevgi ve şefkat dolu olduğumuzu görüyor, yedi düvelle barışmaya başlıyoruz. “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü” denilen o kıymetli söz, böylesi bir şey olabilir mi?

Huzur ve derin bir nefes o halde…

Sizce bu durumda vapurla boğazda seyahat ediyor olsak ve kız kulesi ile göz göze gelsek, ona baktığımızda hala öncesinde gördüklerimiz gibi aynı şeyleri görüyor olur muyuz?

Hiç sanmıyorum!

İspatlayamam, yaşamanızı dileyebilirim.

Aklın ermediği yerdeki mesajı okuyabilmeniz için yalnızca yaşamanızı dileyebilirim….